Reklam
Vakıf Katılım900
Tarih : 2026-10-27 11:08:17

Kurum: COP31’de taahhütlerin somut sonuçlara dönüşmesini hedefliyoruz

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum'un konuşması şu şekilde:

''Çocuklarımız öğrendiklerini evlerine taşıdılar, ailelerimizin alışkanlıkları değişti. Bizler de kamu otoritesi olarak kurumlarımızdan okullarımıza, belediyelerimizden işletmecilerimize kadar çok geniş bir uygulama alanı oluşturduk. Tabii bu hareketle kaynaklarımızı korurken bir taraftan da enerji ve su tasarrufu yaptık, sera gazı salınımını engellemiş olduk. 2017 yılında bu projeye başladığımızda geri kazanım oranımız yüzde 13 iken 2025 yılında yüzde 37’ye ulaştık. Bu dönemde 90 milyon ton atığı geri kazandırdık ve ekonomimize de bu kapsamda 365 milyar TL katkı sağladık.

Şimdi doğa ile yeni bir aşamadayız. Atıklarımızı topluyor, dönüştürüyor ve ekonomiye yeniden kazandırıyoruz. Ambalajlar bu anlamda geri dönüşüme tabi tutuluyor ve bu çerçevede, bu yıl, projeye başladığımız günden itibaren 520 milyon ambalajı ekonomimize yeniden kazandırdık. Bu yönüyle Sıfır Atık Hareketi, sadece yerel bir tecrübenin değil, küresel bir başarının adı. Bu anlamda küresel ölçekte yürüttüğümüz iklim diplomasisinin ortak çalışma dilidir. Ben bu vesileyle bir kez daha Sıfır Atık Hareketi’nin dünyaya yayılması için büyük emek gösteren saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’ye buradan şükranlarımı sunuyorum.

Değerli dostlar, tabii COP31’e siyasi istikrarsızlığın derinleştiği, maalesef çatışmaların arttığı, en temel insani sorunların tüm coğrafyaları etkilediği bir dönemde hazırlanıyoruz. Hepiniz yakından takip ediyorsunuz; dünya bugün büyük bir sarsıntının içinde. Savaşlar milyonlarca insanı yurdundan ediyor ve ekonomik krizler, çatışma kaynaklı belirsizlikler dengeleri değiştiriyor. Öyle bir noktaya geldi ki devletler vatandaşlarına “Evlerinizde gıda stoğu yapın.” diyor. İnsanlık bu anlamda belirsizliğin kuşattığı daracık bir çemberin içine sıkışmış durumda.

Ama şunu açıkça söyleyeyim: Bugün manşetleri dolduran bu siyasi ve ekonomik fırtınalar gelip geçecek. Geçmeyecek olan, geri getiremeyeceğimiz başka bir şey var. İnsanlık ve dünya, maalesef hızla bir uçurumun kenarına doğru ilerliyor. Asıl tehlike, iklim krizinin bu gezegeni nefes alınamaz, yaşanamaz bir yere çevirmesidir.

İşte daha dün gece takip etmişsinizdir, Antalya’da şiddetli bir hortum yaşandı. Bu hortum birçok ilçemizi adeta yıkıp geçti. Maalesef dört vatandaşımızı kaybettik. Ben hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm Antalya’mıza sabırlar diliyorum.

Biz, Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle iklim krizinin yıkıcı etkilerine maruz kalan bir ülkeyiz ve bu bilinçle yaşamayı öğrenmeli, tedbirleri almalıyız. İşte geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da Sarıyer’de, Ayazağa’da, Şile’de yine seller yaşadık. Kocaeli’de, Sakarya’da yine seller maalesef şehirlerimizi vurdu. Orada şehrimizin altyapısına, malına ve vatandaşlarımızın canına zarar verdik. İşte aslında iklim değişikliğiyle mücadele ederken, uyum derken, adaptasyon derken bunu kastediyoruz. Onun için kentsel dönüşümü bir millî güvenlik meselesi olarak görüyoruz.

Ve işte tam da bu noktada, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tüm dünyayı Antalya’da ağırlayacağız. Aslında tüm yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersleri, kazandığımız tecrübeleri; bölgesinde iki yılda 455 bin konutu vatandaşına teslim eden, virajlı şehirler kuran, altyapısıyla, üstyapısıyla, sosyal donatılarıyla birlikte orada vatandaşıyla 6 Şubat sabahı el ele vermiş ve o şehirleri inşa etmiş bir Türkiye’nin tecrübesini ve çözümlerini tüm dünyayla paylaşacağız.

Değerli katılımcılar, bildiğiniz üzere iklim değişikliğiyle mücadele güçlü bir diplomasi gerektiriyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın sıklıkla ifade ettiği gibi, barışa giden en kestirme yol yapıcı diyalog ve diplomasidir. Biz de insanlığın doğayla artık barışması gerektiği inancıyla iklim krizinin temel nedeni olan bizleri, yani insanlığı diyaloğa davet ediyoruz.

Bu kapsamda ülkelerin imkânlarının, ihtiyaçlarının ve iklim krizindeki sorumluluklarının farklı olduğu gerçeğini merkeze alıyoruz. Kuraklıkla mücadele eden bir ülkenin de yükselen deniz seviyeleri nedeniyle geleceğinden endişe eden bir devletin de Antalya’da sesini duyurmasını istiyoruz. Bu çok önemli. Kimseyi geride bırakmayacağımız, herkesin uzlaşı içerisinde hareket edeceği, herkesi dinleyeceğimiz ve ortak bir çözüm iradesini ortaya koyacağımız bir başkanlık sürecini inşallah yürütüyor olacağız.

İşte COP31’e tam da bu anlayışla hazırlandık ve yol haritamızı diyalog, uzlaşı ve aksiyon olarak belirledik. Diyalogla ülkelerin ihtiyaçlarını belirleyecek ve bu anlamda yol haritamızla belirlediğimiz hedefler doğrultusunda ortaya koyacağımız iradeyi güçlendireceğiz. Eylemle de aslında bu iradeyi somut sonuçlara dönüştüreceğiz. Antalya’da kuracağımız her bir masanın, dünyanın herhangi bir yerinde çözüme kavuşan bir ihtiyaca karşılık gelmesini bekliyoruz. Yani orada sözler söyleyeceğiz, taahhütler vereceğiz ama artık taahhütlerin eyleme geçtiği, somut sonuçların üretildiği bir başkanlık sürecini Antalya’da ortaya koymuş olacağız.

Tabii bu amaçla gerçekten bir yıldır tüm bakanlıklarımızla birlikte çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koymuş olduğu irade çerçevesinde ilgili tüm bakanlıklarımızla, hedefimiz olan 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşma anlayışıyla gerek iklim değişikliğine uyum gerekse iklim değişikliğine adaptasyon bağlamında enerjiden sanayiye, tarımdan kültüre kadar birçok alanda çalışmalar yürütüyoruz. Rusya’dan Trabzon’a, Fiji’den Bona’ya, Suudi Arabistan’dan Brüksel’e, Cenevre’ye kadar 51 ülkeye ziyaret gerçekleştirdik ve bu kapsamda 16 uluslararası zirveye katıldık. Bu temasların her birinde ülkelerin neye ihtiyaç duyduğunu ve birlikte ne yapabileceğimizi konuştuk. Antalya’ya, tüm bu toplantılar boyunca dinleyerek ve çalışarak birlikte yürüttüğümüz iklim diplomasisinin çıktılarıyla gidiyoruz.

Kıymetli katılımcılar, peki, “Antalya’ya gidiyoruz, COP31’de Türkiye olarak dünyaya ne söyleyeceksiniz?” derseniz, her şeyden önce, “Artık taahhütlerin eyleme geçme zamanıdır, şimdi uygulama zamanıdır.” diyeceğiz. O gündelik krizlerin gürültüsü asıl gerçeğin sesini hiçbir zaman bastırmasın ve dünyamızın yarını karanlığa bırakılmasın diyeceğiz. İklim krizinin yıkıcı sonuçları gündelik hayatımızda hissediliyorsa iklim hedeflerinin sonuçları da görünür olmalı diyeceğiz. Elbette COP31 Başkanlığı olarak yaptığımız her çağrının gereğini yerine getireceğimizi de ifade edeceğiz.

Ülke olarak hedeflerimizi belirledik, taahhütlerimizi ortaya koyduk. Şimdi bu hedefleri hayata geçirecek yatırımları hızlandırma, iş birliklerini büyütme zamanıdır. COP31, uygulama COP’u olacak. Sözümüzü öncelikle Antalya’da konuşacağız.

Nedir o öncelik? Aslında bugün yaşadığımız krizlerin sebebine baktığınızda, her ülkenin kendi kendine yeten, bağımsızlığını ilan edeceği; enerjide, sanayide, tarımda, turizmde ve ulaşımda kendine yeten bir dünya hedefiyle 10 başlık belirledik.

İlk önceliğimiz bu kapsamda sıfır atık. COP’un her noktasında deneyimleyeceğimiz sıfır atık, müzakerelerde de ana başlıklardan biri olacak. 2035’e kadar küresel belediye atığı üretiminde beklenen artışı en az yarı yarıya indirmeyi hedef olarak ortaya koyduk. Yine aynı tarihe kadar, sıfır atık, sürdürülebilir ekonomi ve döngüsel ekonomi anlayışı çerçevesinde, üretim ve imalat sektöründe döngüsel malzeme kullanım oranını yüzde 15’e çıkarma hedefini ortaya koyduk. Bu kapsamda ortaklıkları teşvik ediyoruz.

Denizlerimizi ve okyanuslarımızı korumak da önceliklerimiz arasında. Bunlar bizim karbon yutak alanlarımız. Bir taraftan emisyon üretiyoruz, diğer taraftan emisyonları yutacak alanlara ihtiyacımız var. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşıyoruz. Bu anlamda denizler ve okyanuslar başlığı altında kıyılarımızın dayanıklılığını güçlendirecek önemli hazırlıklar yaptık.

Gıda güvenliği de öncelikli konularımızdan biri. Rusya-Ukrayna krizi sonrasında bütün dünya, Türkiye’nin tahıl koridorundaki girişimini konuştu. Her ülkenin kendine yetmesi bu nedenle hayati önem taşıyor. Bu kapsamda gıda güvenliğinin suyu ve toprağı koruyarak sağlanacağını belirledik ve üreticiyi destekleyecek, iklime dayanıklı tarımı yaygınlaştıracak bir anlayışla hareket ettik.

İklime dirençli şehirlerin insanlığın ortak hedefi olması gerektiğini ifade ettik. Türkiye olarak binaların enerji kullanım yoğunluğunu 2035 yılına kadar yüzde 25 azaltma hedefi koyduk. Avrupa’ya gittiğinizde tarihi binaların içinde maalesef yaşanamadığını görüyorsunuz. Bilim insanları artık sürdürülebilir soğutma teknolojileri geliştirmeye gayret gösteriyor. O binayı koruyacaksınız, o kültürü yaşatacaksınız, o medeniyetin izlerini gelecek nesillere aktaracaksınız ama bir taraftan da o binalarda yaşamaya devam etmek mecburiyetindesiniz. Dünyanın karşı karşıya kaldığı ihtiyaç da sürdürülebilir bir büyümeyi sağlamaktır.

Bu kapsamda, İller Bankamızla geliştirdiğimiz bir projemiz var. Şehirlerimizin altyapı ihtiyaçlarını finansmana hazır projelere dönüştürmeyi amaçladık. Gelişmekte olan birçok ülke maalesef bu projeleri hazırlamakta bile güçlük çekiyor. Dolayısıyla, bilhassa iklim değişikliğine uyumun yerelde başladığını belirterek İller Bankası Genel Müdürlüğümüz aracılığıyla bu uygulamayı hayata geçirdik.

Yine bu hedefi destekleyecek, ortak finansmanı ve kurumsal kapasiteyi güçlendirecek İklim Uygulama Köprüsü’nü hayata geçiriyoruz. Ülkelerin hedeflerini uygulanabilir projelerle buluşturacağız. Proje hazırlığından teknik desteğe ve finansmana erişime kadar ihtiyaç duyulan tüm bağlantıları bu anlamda güçlendireceğiz.''

  Hibya Haber Ajansı

© Copyright 2026 haberajans24.com Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.